-
Adıyaman Nemrut Dağı
->
Adıyaman ilinin kahta ilçesi Ankar dağları yakınında bulunan Nemrut Dağı Güneydoğu Anadolu bölgesinde 2.150 metre yüksekliğinde bir dağ.
Kommagene kralı Antiochus Theos, M.Ö. 62 yılında bu dağın tepesine, pekçok Yunan ve Pers tanrısının heykelinin yanısıra kendi mezar-tapınağını da imar ettirmiştir. Mezarda, bir kartalın başı gibi, tanrıların taş oymaları bulunmaktadır. Heykellerin diziliş şekli hiyerotesyon olarak bilinmektedir.Ayrıca her heykelin boyu 10 metre kadardır ve dünyanın en güzel gün doğumu ve gün batımı burada olduğu söylenmektedir.
Mezarda 1881 yılında Alman mühendis Karl Sester tarafından kazı çalışmaları yapıldı. Daha sonraki yıllarda yapılan kazılarda da Antiochus’un mezarı bulunamadı.
Nemrut Dağı 1987′de UNESCO tarafından Dünya mirası alanı ilan edildi ve dünyanın sekizinci harikası sayılmaktadır.
Piyanist Tuluyhan Uğurlu, 2150 metreye taşınan piyano ile 4 Eylül 2003′te Nemrut Dağı zirvesinde bir konser vermiştir.

-
Trabzon Sümela Manastırı Resimleri
Sümela Manastırı ,Trabzon ili, Maçka ilçesi, Altındere köyü sınırları içerisinde bulunan Panagia deresinin batı yamaçlarında Mela (Yunanca ’siyah’) tepesi üzerinde deniz seviyesinden 1.150 m yükseklikte bulunan bir Rum manastır ve kilise kompleksi olup, tam adı Panagia Sumela yada Theotokos Sumeladır.
Kilisenin MS 375-395 tarihleri arasında inşa edildiği sanılıyor. Anadolu’da sıkça rastlanılan Kapadokya kiliseleri tarzında yapılmış, hatta Trabzon’da Maşatlık mevkiinde benzeri bir mağara kilisesi daha bulunur. Kilisenin ilk kuruluşu ile manastır haline dönüşümü arasındaki bin yıllık dönem hakkında fazla bir şey bilinmez. Karadeniz Rumları arasında anlatılan bir efsaneye göre Atina’lı Barnabas ile Sophronios adlı iki keşiş aynı rüyayı görmüşler; rüyalarında, İsa’nın öğrencilerinden Aziz Luka’ın yaptığı üç Panagia ikonundan, Meryem-in bebek İsa’yı kollarında tuttuğu ikonun bulunduğu yer olarak Sümela’nın yerini görmüşlerdir. Bunun üzerine birbirlerinden habersiz olarak deniz yoluyla Trabzon’a gelmiş, orada karşılaşıp gördükleri rüyaları birbirlerine anlatmış ve ilk kilisenin temelini atmışlardır. Bununla birlikte manastırdaki fresklerde sıkça yer alıp, özel bir önem verilen Trabzon İmparatoru III. Alexios’un (1349-1390) manastırın gerçek kurucusu olduğu sanılır.14. yüzyılda Türkmen akınlarına maruz kalan kentin savunmasında ileri karakol görevi üstlenen manastırın statüsünde Osmanlı fethinden sonra hiç bir değişiklik olmamıştır. Yavuz Sultan Selim’in Trabzon’da ki şehzadeliği sırasında iki büyük şamdan buraya hediye ettiği, Fatih Sultan Mehmed, II. Murat, I. Selim, II. Selim, III. Murad, İbrahim, IV. Mehmed, II. Süleyman ve III. Ahmed’in de manastırla ilgili birer fermanları bulunur. Osmanlı döneminde manastıra sağlanan imtiyazlar, Trabzon ve Gümüşhane bölgesinin İslamlaşması sırasında özellikle Maçka ve kuzey Gümüşhane’de Hristiyan ve gizli Hristiyan köyleri ile çevrili bir alan yaratdı.
18 Nisan 1916’dan 24 Şubat 1918’e kadar süren Rus işgali sırasında Maçka civarındaki diğer manastırlar gibi bağımsız bir Pontus devleti kurmak isteyen Rum milislerin karargahı olmuş, nüfus mübadelesi ile bölgedeki Hristiyanların Yunanistan’a gönderilmesinin ardından önemini yitirerek T.C. Kültür Bakanlığı tarafından yakın zamanda onarılana dek kaderine terkedildi.
Yunanistan’a mübadele ile göçen Karadenizli Rumlar Veria kentinde Sümela adını verdikleri yeni bir kilise inşa etdiler. Her yıl Ağustos ayında tıpkı geçmişte Trabzon Sümela’da yaptıkları gibi yeni manastırın çevresinde geniş katılımlı şenlikler düzenlerler.

-
Tarihi İstanbul Surları
İstanbul Surları, eski İstanbul’un çevreleyen, Bizans zamanında yapılmış tarihi şehir duvarlarıdır. İstanbul’un etrafını çeviren surlar tarihte 7. yy.dan başlayarak inşa edilmiş, yıkılmalar ve yeniden yapmalarla dört defa elden geçirilmiştir. Son yapımı MS 408′den sonradır. II. Theodosius (408-450) zamanında İstanbul surları Sarayburnu’ndan Haliç kıyısı boyunca Ayvansaray’a bu taraftan, ve Marmara kıyısı boyunca Yedikule’ye, Yedikule’den Topkapı’ya, Topkapı’dan Ayvansaray’a uzanmaktaydı.
Yapımına İmparator II. Theodosius Praefaectus Anthemios tarafından 413 yılına doğru başlanılmıltır. İstanbul surlarını geçebilen tek kuvvet II. Mehmed önderliğindeki ordudur. Atilla’nın idaresindeki Hunların şehri tehdit ettiği bir sırada Praefactus Konstantinus Kyros suraların önüne ikinci bir duvar daha yaptırdı.
-
Ayasofya Resimleri
Ayasofya Bizans İmparatoru I. Jüstinyen tarafından M.S. 532 – 537 yılları arasında İstanbul’un eski şehir merkezine katedral olarak imar ettirilen ve günümüzde müze olarak kullanılan veren tarihi yapıt dır.
1501 yıllık tarihi olan Ayasofya, sanat tarihi ve mimarlık dünyasının baş yapıtları arasında yeralmaktadır. Başlangıçta bir kilise olarak inşa edilen ve Osmanlı döneminde camiye çevrilen Ayasofya, günümüzde bir müze olarak hizmet veriyor ve bu sebeple Ayasofya Müzesi olarak anılıyor.
İsmi Yunanca “Kutsal Bilgelik” anlamına gelmektedir. Ayasofya 532-537 yılları arasında, 5 yılda imarı tamamlanmıştır. Dünya’nın en eski ve en çabuk inşa edilen katedralidir. Günümüzde, dünyanın yüzölçümü bakımından dördüncü büyük katedrali olarak kabul edilmektedir.
Ayasofya Tarihi
Bizans tarihçileri ilk Ayasofya’nın İmparator I. Constantinus (324-337) zamanında yapıldığını iddaa etmektedirler. Birinci Ayasofya’nın inşasına Konstantinos zamanında başlanmışsa da inşaatin 360 yılında tamamlandığı sanılır. Bazilika planlı, ahşap çatılı bu yapı, bir ayaklanma sonunda yanmıştır. Bu yapıdan hiçbir kalıntı günümüze ulaşamamıştır.
İmparator II. Theodosius, Ayasofya’yı ikinci kez yaptırmış ve 415′te ibadete açmıştır. Yine bazilika planlı bu yapı 532′de Nika ihtilali sırasında yakılmıştır. 1936 yılında yapılan kazılarda bununla ilgili bazı kalıntılar ortaya çıkarılmıştır. Bunlar mabede girişi gösteren basamaklar, sütunlar, başlıklar, çeşitli mimari parçalardır.
İmparator Justinianus (527-565) ilk iki Ayasofya’dan daha büyük bir kilise yaptırmak istemiş, çağın ünlü mimarlarından Miletos’lu İsidoros ve Tralles’li (Aydın) Anthemios’a günümüze ulaşan Ayasofya’yı yaptırdı. Yapımına 23 Aralık 532′de başlanmış, 27 Aralık 537′de tamamlanmıştır. Miletli Isidore ve Trallesli Anthemius tarafından tasarlanan binanın Aralık 557 depreminden sonra zayıflayan kubbesi Mayıs 558′de çökünce farklılaştırılarak yeniden imar edilmiştir. Anadolu, Mısır ve Yunan antik şehir kalıntılarından sütunlar, başlıklar, mermerler ve renkli taşlar Ayasofya’da kullanılmak üzere İstanbul’a getirilmiştir. Bu üçüncü Ayasofya’nın inşası tamamlandığı gün, Ayasofya o zamana kadar en büyük yapı olarak kabul edilen Süleyman Tapınağı’ndan daha büyük olduğundan İmparator Justinianus (Jüstinyen) halka yaptığı açılış konuşmasında Süleymana “Ey Süleyman! Seni yendim” demiştir. Döneminin en geniş kubbesine sahip olan yapı, asırlar boyunca sık sık yenilenmiştir. Ayasofya’nın Bizans döneminde birçok kez çöken kubbesi Mimar Sinan’ın istinat duvarlarını eklemesinden itibaren hiç yıkılmamıştır. Bu kubbe, katedral kubbeleri içinde çapı bakımından dördüncü büyük kubbedir .
Osmanlı döneminde Ayasofya
Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’a girişinin ardından ilk iş olarak Ayasofya’nın onarılmış olması dikkat çekmektedir. Bazı rivayetlere göre cami tam kıble yönünde olmadığı için Fatih’in eli ile duvarı kıbleye doğru iterek düzelttiği anlatılmaktadır. Rivayetin kökeni aslında diğer en eski kiliselerde olduğu gibi absidi Kudüs’e yönelik olarak yapılmış olması gereken Ayasofya’nın absidinin hafifçe kıbleye yönelik olmasıdır. Ayasofya’daki papaz odalarını medrese olarak faaliyete başlatmış, İstanbul Üniversitesi’nin temeli sayılan bu medreseler 1934 yılında Müzeler Müdürlüğü tarafından her nedense yıktırılmıştır.
Fatih Sultan Mehmet tarafından döneminde camiye çevirilmiş olan Ayasofya, Osmanlılar arasında 500 yıl içinde İstanbul’un en önemli camilerinden birisi olmuştur. Yapıya çeşitli padişahlarca dört minare eklenmiştir. En eski minaresi tuğladan imar edilmiş olanıdır.
Ayasofya İstanbul’un fethi ile birlikte başlayan Türk döneminde çeşitli onarımlardan geçmiştir. Mihrap çevresi, Türk çini sanatı ve Türk yazı sanatının en güzel örneklerini içermektedir. Bunlardan kubbedeki ünlü Türk Hattatı Kazasker Mustafa İzzet Efendi’nin Kuran’dan alınma bir suresi ile 7.50 m. çapındaki yuvarlak levhalar en dikkat çekici olanıdır. Bu tahta levhalarda, Allah, Muhammed, Ömer, Osman, Ali, Ebu Bekir, Hasan ve Hüseyin’in isimleri yazılıdır. Mihrabın yan duvarlarında ise Osmanlı padişahlarının yazıp buraya hediye ettiği levhalar bulunmaktadır.
Sultan II. Selim, Sultan III. Mehmet, Sultan III. Murat ve şehzadelerin türbeleri, Sultan I. Mahmut’un şadırvanı, sıbyan mektebi, imareti, kütüphanesi, Sultan Abdülmecit’in hünkar mahfeli, muvakkithanesi, Ayasofya’daki Türk çağı örnekleri olup türbeler, iç donanımı, çinileri ve mimarisiyle klasik Osmanlı türbe geleneğinin en güzel örneklerini oluşturur.
Ayasofya 1935 yılında Mustafa Kemal Atatürk’ün emri ile müze haline getirilmişdir.
Ayasofya’ nın Mimari Özellikleri
Bizans dönemi mimarisinin ve sanatının en görkemli örneklerine sahip olan yapı, Mimar Sinan’ın yaptığı Süleymaniye ve Selimiye Camii’nin esin kaynağı olmuştur. 916 yıl kilise olarak kullanıldıktan sonra 1453 yılında Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethi ile birlikte camiye dönüştürüldü ve cumhuriyetin ilanından sonra 1935 yılında Atatürk’ün emriyle müze’ çevrilmiştir.
Mozaikleriyle ünlü yapıyı 55.60 m. yüksekliğinde ve içten 30.80.-31.88 m. çapında 40 kaburgalı bir kubbe örtüyor. Binanın ağırlığını 40′ı aşağıda, 67’si üst katta 107 sütun taşımaktadır. Mimari yönden incelendiğinde büyük bir orta mekân, iki yan mekân (nef), absis, iç ve dış nartekslerden oluşmaktadır. İç mekân, 100 x 70 m. ölçüsünde olup, üzeri dört büyük ayağın taşıdığı 55 m. yüksekliğinde, 30.31 m. çapında kubbe ile örtülmüştür.
Ayasofya’ nın Mozaikleri
Ayasofya’nın mimarisinin yanı sıra mozaikleri de büyük önem taşır. En eski mozaikler iç narteks ve yan neflerde altın yaldızlı geometrik ve bitkisel motifli olan mozaiklerdir. Figürlü mozaikler 9.-12. yüzyıllarda yapılmıştır. Bunlar İmparator kapısı üzerinde, absiste, çıkış kapısı üzerinde ve üst kat galeride görülür. Üst galerideki, Meryem Ana’nın ve Vaftizci Yahya’nın da temsil edildiği büyük mozaikte İsa Peygamber’in yüzünün sağ ve sol yarıları birbirinden farklı olarak temsil ediliyor. Bu özellik Leonardo da Vinci’nin ünlü eserinde de görülmekle birlikte, Ayasofya’daki bu mozaik 12.yy.’da yapılmış olduğundan Vinci’nin eserinden daha da eskidir. Ayasofya’da, mevlut okuma balkonunun yanında, zeminde bulunan, çeşitli renklerde dairesel taşlar içeren, Yerin göbeği anlamındaki Omphalion (omphalos) adını taşıyan, kare biçimli alan, Bizanslılar’ca Dünya’nın merkezi olarak kabul edilmiş olduğundan Bizans imparatorlarının taç giyme törenlerine burada yapılıyordu.
Etiketler: Ayasofya Camii, Ayasofya Hakkında Bilgiler, Ayasofya İç Görünümü, Ayasofya Müzesi, Ayasofya Resimleri, Ayasofya' nın Mimari Özellikleri, Ayasofyanın Tarihi, İstanbul Resimleri, Osmanlı döneminde Ayasofya, resim, resimler, resimleri, tarihi yapılar, Turistik Bögeler, Turistik Bölgeler Ve Mekanlar, Turistik Mekanlar -
Topkapı Sarayı Resimleri
Topkapı Sarayı Fatih Sultan Mehmed tarafından 1478’de yaptırılan Topkapı Sarayı, Sultan Abdülmecid’in Dolmabahçe Sarayı’nı yaptırmasına kadar yaklaşık 380 sene Devletin idare merkezi ve Osmanlı sultanlarının resmi ikametgahı dır. Kuruluş yıllarında yaklaşık 700.000 m.² lik bir alanda yer alan Saray’ın bugünkü alanı 80.000 m.² dir.Topkapı Sarayı, Saray halkının Dolmabahçe, Yıldız ve diğer saraylarda yaşamaya başlaması ile birlikte boşaltıldı. Padişahlar tarafından terk edildikten sonra da içinde birçok görevlinin yaşadığı Topkapı Sarayı önemini hiç kaybetmedi. Ramazan ayında padişah ve ailesi tarafından ziyaret edilen Mukaddes Emanetler Dairesi’nin her yıl bakımının yapılmasına ayrı bir özen gösterildi. Topkapı Sarayı’nın ilk defa, adeta bir müzeymiş gibi ziyarete açılması Sultan Abdülmecid (1839-1861) dönemine rastlamaktadır. O dönemin İngiliz elçisine Topkapı Sarayı Hazinesi’ndeki eşyalar gösterilmiyordu. Bundan sonra Topkapı Sarayı Hazinesi’ndeki eski eserleri yabancılara göstermek gelenek haline gelir ve Sultan Abdülaziz (1861-1876) zamanında, ampir üslupta camekanlı vitrinler yaptırılır, Hazine’deki eski eserler bu vitrinler içinde yabancılara gösterilmeğe başlanmaktadır. Sultan II. Abdülhamid (1876-1909) tahttan indirildiği sıralarda Topkapı Sarayı Hazine-i Hümâyûn’un Pazar ve Salı günleri olmak üzere halkın ziyaretine açılması düşünülmüşse de bu gerçekleşdi.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün emriyle 3 Nisan 1924 tarihinde halkın ziyaretine açılmak üzere İstanbul Âsâr-ı Atika Müzeleri Müdürlüğü’ne bağlanan Topkapı Sarayı önce Hazine Kethüdalığı, sonra Hazine Müdüriyeti adıyla hizmet vermeye başlamış ve nihayet Topkapı Sarayı Müzesi Müdürlüğü adıyla hizmet vermeye devam ediyor.1924 yılında bazı ufak onarımlar yapılarak, ziyaretçilerin gezebilmeleri için gereken idari önlemler de alındıktan sonra, Topkapı Sarayı, 9 Ekim 1924 tarihinde Müze olarak ziyarete açıldı. O tarihte ziyarete açılan bölümler Kubbealtı, Arz Odası, Mecidiye Köşkü, Hekimbaşı Odası, Mustafa Paşa Köşkü ve Bağdad Köşkü’dür.
Surlarla çevrili Saray-ı Hümayun’un yapıları: Otluk Kapısı, Balıkhane Kapısı,Saadet Kapısı, Haseki Hamamı, Alay Köşkü, Zeynep Sultan Camii, Soğukçeşme Kapısı, Ayasofya, III. Ahmet Çeşmesi, Ahırkapı Feneri, İncili Köşk, Odun Kapısı, Has Ahır, Hasbahçe, Şevkiye Köşkü, Vükela Kapısı, eski kayıkhaneler, Sepetçiler Kasrı, Yalı Köşkü, Demirkapı, Yalıköşkü Kapısı, Yeni Darphane, Darphane Köşkü, Babı Hümayun, Gülhane Kasrı, Godlar Sütunu, Babüsselam, Arz Odası, Çinili Köşk, Revan Köşkü, Bağdat Köşkü, III. Osman Köşkü, Sofa Köşkü, Lala Bahçesi, Birinci Avlu, İkinci Avlu, Üçüncü Avlu, Topkapı sarayı dır.
İç saraydaki yapılar: Babüsselam, Mutfak kanadı, Babüssaade, Arz odası, Fatih Köşkü, Hekimbaşı odası, Ağalar Camii, İç hazine, Raht Hazinesi, Has Ahır, Kubbealtı, III. Ahmet Kütüphanesi, Sünnet odası, III. Murat Köşkü dür.

-
Yerebatan Sarnıcı Resimleri
Yerebatan Sarnıcı İstanbulda bulunan en büyük kapalı sarnıçtır. Ayasofya meydanı batısındaki küçük binadan girilmektedir. Sütun ormanı görünümündeki mekanın tavanı tuğla örülü, çapraz tonozludur. Zamanında civardaki bir bazilikadan dolayı bu isimi almışdır.
Civardaki saraylara su sağlamak için I. Justinyen (527-565) devrinde imar edilmişdir. Sarnıç, 143 metre uzunluk ve 65 metre genişliğiyle toplam 9.800 metrekarelik bir alanı kaplamaktadır. 28 x 12 sıralı sütunların toplamı 336 adet olup, sütun başlıkları genellikle İyon ve Korent üslupları taşır. Ancak az sayıda işlenmeden bırakılmış Dor stili başlıklara da rastlanır. Sarnıç, 4 metre kalınlıkta, pişmiş tuğladan yapılan duvarla çevrelenmiş ve su yalıtımı amacıyla özel bir harçla sıvanmıştır.
Eskiden su seviyesi mevsimlere göre değişen sarnıcın, doğu duvarındaki değişik seviyelerdeki borular
vasıtasıyla dışarıya su verilmiştir. Su seviyelerinin bıraktığı izler, sutunlarda görülebilir. Sarnıcın su gereksinimi, şehrin 19 km kuzeyindeki Belgrad Ormanları’ndan imparator Justinyen tarafından yaptırılan su kemerleriyle karşılanmıştır.
1984′de büyük tamirat sırasında zemin temizliği yapılmış
, 1 metreden fazla çamur temizlendiğinde orijinal tuğla taban ve 2 sütun altında Medusa kafası mermer bloklar medana çıkarılmıştır. İnşa edilen yol sayesinde de sarnıç içini dolaşmak mümkün dür. Sarnıçta konserler ve çeşitli kültürel etkinlikler düzenlenir.
Medusa başlı sütunlar
Sarnıcın kuzeybatı köşesindeki iki sütunun
altında kaide olarak kullanılan iki Medusa başı Roma cağı heykeltraşlık sanatının örneği dir. 4. yüzyıla ait bu başların hangi yapıdan alınarak buraya getirildiği konusunda kesin bir bilgi olmamakla birlikte genç Roma Çağı’na ait antik bir yapıdan sökülerek buraya getirldiği ve sarnıcın inşasında salt sütun kaidesi olarak
ihtitaç olduğu için kullanıldığı görüşü araştırmacılar arasında genel kabul edilmektedir. Bir rivayete görede Medusa’nın kafasının ters konulmasının nedeni ona bakanların taş haline gelmesidir.
Etiketler: İstanbul Resimleri, resim, resimler, resimleri, tarihi resimler, Tarihi Yerler, Turistik Bögeler, Turistik Bölgeler Ve Mekanlar, Turistik Mekanlar, Turistik Resimler, Turistik Yerler, Yerebatan Sarayı, Yerebatan Sarnıcı, Yerebatan Sarnıcı Hakkında Bilgiler, Yerebatan Sarnıcı Resimleri, Yerebatan Sarnıcı' nın Tarihi -
Ani Harabeleri Resimleri
Ani harabeleri Kars’ın ilçesinde, Arpaçay Nehri boyunda yeralan ören yeri. 961-1045 yılları arasında Bagratlı hanedanından Ermeni hükümdarlarının başkenti olmuştur. 11. ila 12. yüzyıla ait önemli Selçuklu mimari eserlerini barındırmaktadır.
Kentin adı en erken 6. yüzyılda Gamsaragan sülalesinden Ermeni beylerine ait bir müstahkem yer olarak geçmektedir. Gamsaragan ailesi ile Bagratuni (Bagratlı) ailesi arasındaki uzun mücadele ikincilerin zaferi ile sonuçlanmış ve 780 yılında Gamsaragan’lar mülklerini Bagratlılara satarak Bizans ülkesine göçmüşlerdir.Bagratlı I. Aşot 885 yılında Abbasi Halifesi ve Bizans İmparatoru tarafından “Ermenistan Kralı/Şehinşah-ı Armen” olarak tanındı. Aşot ve oğulları önce (bugünkü Tuzluca ilçesinin 8 km kuzeyinde Halimcan köyü yakınında bulunan) Bagaran kentinde, daha sonra (Akyaka ilçesinde Koyucak mevkiinde bulunan) Şirakavan’da ve Kars merkezde hüküm sürdü. 961 yılında 3. Aşot (953-977) başkentini Ani’ye taşıyarak burada büyük bir kentin inşasına başladı.
Kent en parlak dönemini 2. Smpat (977-989) ve oğlu Gagik (989-1020) döneminde yaşadı. Bu devirde kent nüfusunun 100.000′i aştığı rivayet edilir. 1045′te Bizanslılar Ani’yi zaptedip Bagratlı devletine son verince savunmasız ve huzursuz kalan bölge, 1064′te Selçuklu sultanı Alparslan tarafında elegeçirilmiştir.

Resimmax.Net Resime Doyacaksınız
Sürekli güncellenen resim galerisi
Gizlilik