• Archives

    • Apandis ve Apandisin Görevleri

      Apandis ve Apandisin Gorevleri

      Apandis İnsanlarda, kalın barsağın bir çıkıntısı olan körbarsağın alt bölümüne tutunmuş, serbest olan öbür ucu çıkmaz halinde biten kese şeklinde bir barsak çıkıntısı dır. Apandisin uzunluğu, 7-12 cm dir.

      Apandis, insan türünde sindirim organı olarak bir işlev görmez ve evrimsel süreçte yavaş yavaş yokolduğu düşünülüyor. Hayatın erken dönemlerinde vücut savunma sisteminin bir parçası olup vücut savunma hücrelerinin eğitim alanı olarak görev yapar. Yaş ilerledikçe bu görevi azalır.

      Kalınbağırsakta bulunan mikropları yok ederek hastalık yapmalarını önler.

      Apandisin tıkanması, apandisit denilen sancılı ve zaman zaman da tehlikeli rahatsızlığa sebeb olur.

      Patlamış bir apandisit ameliyat edilmezse ölüme kadar gidebilen, ameliyat edilse bile vücuda oldukça fazla zarar veren acil bir durumdur. Patlayan apandiksin içindeki iltihap karın boşluğuna yayılır, karın boşluğu doğrudan irinle, dışkıyla kirlenir. Bu durum çok şiddetli bir iltihap hâlidir.

      Devamı »

    • Akciğerin görevleri

      Akcigerin gorevleri

      Akciğer, hava soluyan omurgalı hayvanlardaki temel solunum organıdır. Akciğerler insandaki solunum sisteminin en önemli organları dır. İnsandan başka birçok omurgalı hayvanlarda da akciğerler solunum organı olarak görev yaparlar. Soluk alındığında burun ve ağızdan giren hava, nefes borusu ve bronşlardan geçerek akciğerlere girer. Toplardamarlarla gelen karbondioksiti fazla olan kan (kirli kan) burada temizlenir.

      Göğüs boşluğunda bulunan ve göğüs kafesi vasıtasıyla korunan akciğerler, gene koruyucu bir zar olan akciğer zarı (plevra) ile sarılmışlardır.Yeni doğan bir bebeğin akciğerleri, parlak pembe renktedir; daha sonra grileşmeye başlar ve yaş ilerledikçe koyulaşarak, sonunda hemen hemen bütünüyle siyah bir renk alır. Bu koyulaşmaya, solunumla alınan havadaki tozlar ve öteki maddeler yol açar. Şehirde yaşayan ve sigara içenlerin akciğerleri, kırlık yerlerde yaşayanların ve sigara içmeyenlerinkine göre daha siyahtır.

      Devamı »

    • Solunum Sistemi Bölümleri Ve Kısımları

      Solunum sistemi, kandaki karbondioksit (CO2) gazının oksijen gazı (O2) ile yer değiştirmesini sağlayan sisteme denilir.

      Solunum sisteminde burun ve ağız yardımıyla dışarıdan alınan havanın içindeki oksijen yutak, gırtlak ve soluk borusundan geçerek akciğerlere gelir. Bronş ve bronşçuklardan sonra alveollere gelir. Alveollerden kana geçmektedir. Kan, hücrelere oksijeni taşımaktadır. Hücreler bu oksijeni kullanarak enerji üretirler. Kan yardımıyla karbondioksit, tekrar alveollere gelmektedir. Alveollerin içindeki kılcal damarlarda yer alan karbondioksit bronşçuk, bronş, soluk borusu, gırtlak ve yutaktan geçtikten sonra bu sefer ağız ve burundan dışarı atılır.

      Burun: solunum sisteminin dışarı bölümüdür. Burun içindeki kıllar ve nemli yüzey havanın içindeki tozların tutulmasını sağlamaktadır. Ayrıca burun içindeki nemli yüzey ve burun içinin kıvrımlı oluşu soğuk havalarda, havanın ısınarak akciğerlere gitmesini sağlamaktadır. Burnun en uç kısmındaki koklama sinir uçları havadaki küçük parçacıklar tarafından uyarılarak koku alma işlemini yaparlar.

      Yutak: yutak ağız ve burun boşluğunu soluk ve yemek borusuna birleştiren bölümdür.

      Soluk borusu: yutak ile akciğer arasında kalan 10-12cm uzunluğundaki borudur. Soluk borusunun başlangıç bölümü gırtlaktır. Gırtlakta ses telleri bulunur. Ayrıca küçük dil yutkunurken soluk borusunu kapatmaktadır. Soluk borusunun iç yüzeyi nemli ve tüylerle kaplıdır. Bunlar soluk borusuna kaçan toz vb. maddeleri yakalayarak öksürük ve balgamla dışarı atmaktadır. Soluk borusunun alt kısmı bronş adı verilen iki kola ayrılmaktadır. Bronşlardan biri sağ, diğeri sol akciğere bağlanmaktadır. Soluk borusu üst üste dizilmiş kıkırdak halkalardan meydana gelmişdir.

      Akciğerler: Göğüs kafesi içinde bulunur ve akciğerler solunumun en önemli organlarından biridir. Akciğerler Plevra adı verilen sağlam bir zarla örtülüdür. Bu örtü akciğerleri darbe, basınç gibi dış etkenlerden korumaktadır. Akciğerler sağ ve sol olmak üzere iki parçadır. Ayrıca her bir parça lob denilen bölümlere ayrılmıştır. Sağ akciğer üç, sol akciğer ise iki lobdan meydana gelir. Bronşlar akciğerlere girdikten sonra daha ince dallara ayrılır. Bu ince dallara bronşçuk denilmektedir. Bronşçuklar üzüm salkımı şeklinde hava keseleri ile biter. Bu hava keselerine alveol denilmektedir. Alveoller akciğer yüzeyinin daha geniş olmasını sağlamaktadır. Bu özellik solunumu kolaylaştırmaktadır. Hava ile kan arasındaki gaz alışverişi alveollerde yapılmaktadır.

      Soluduğumuz hava normalde %21 oksijen, %78 azot, %1 oranında diğer gazları içerir. İnsan soluduğumuz havada yer alan %21 oranındaki oksijenin sadece %5-%6 sını kullanmaktadır.

      Solunum kendiliğinden, sessiz, ağrısız, kolaylıkla meydana gelir. Solunum sayısı erişkin insanda 15-20 kez/dk, çocukta 20-30 kez/dk, bebekte 30-40 kez/dk arasında gerçekleşir.

      solunum sistemi

      Devamı »

    • Diş Resimleri ve Dişlerimiz Hakkında Bilgiler

      Diş ağız boşluğu içinde bir uçları üst ve alt çene kemiklerinin alveol çıkıntıları içine gömülü diğer uçları ise serbest olan küçük kemik görünüm ve sertliğindeki oluşumların her biri olup çiğneme ve sesin söze dönüşmesi fonksiyonuna yardımcı olmaktadır.

      Diş, sindirim sisteminin başlangıcı olan ağızda yeralan, ana işlevi besinlerin mekanik sindirimini sağlamak olan organlarımız dır. Mekanik sindirimin yanısıra fonasyon ve estetik işlevleri de vadır.

      Hayvanlarda bu görevlerine ek olarak, saldırı, bir nesneyi taşıma ve savunmaya yardımcı olma gibi çok hayati görevleri daha bulunmaktadır. Kuş cinslerinin pek çoğunda diş bulunmamaktadır. Kuşlarda diş yerine, amacı mekanik sindirim olan “taşlık” bulunmaktadır.

      20 birincil diş (sütdişi ya da dentes deciduii) genellikle bebek altı aylıkken çıkmaya başlamakadır. Çocuk yaklaşık altı yaşına geldiğinde bunlar yerlerini kalıcı dişlere bırakmaya başlamaktadır. İlk çıkan daimi diş (dens permenante), altı yaş dişi olarak tabir edilen birinci molar dişlerdir. Daimi birinci azı dişlerinin üzerinde süt dişi olmadığı için, bu diş çıktığında 20 süt dişi de yerindedir. Bu diş ağızda çiğneme fonksiyonunun anatomik olarak merkezidir ancak çoğu zaman süt dişi sanıldığı için kolayca çektirilmektedir. Akıl dişleri 18-20 yaşlarında çıkmaktadır.

      Yedi yaş civarında daimi kesici dişler süt dişlerinin altından sürer. Daimi dişlenme genellikle en son kanin (dens caninus/köpek dişi) çıkmasıyla 13 yaş civarında sona ermektedir. (16-20 yaş civarında çıkan 20 yaş dişleri yeni nesilde tam bir devamlılık arzetmediğinden onlardan ayrıca söz edileseğiz.) Diş sürme zamanları her ne kadar matematiksel bir cetvel gibi verilse de kişinin kemik yaşıyla ilgili genetik bir olaydır ve zamanlama kişiden kişiye farklılıklar gösterebilmektedir. En isabetli tahmini yapıp gelişim bozuklarını tespit etmek için bir dişhekimi ya da ortodontist tarafından kemik yaşı tesbiti yapılmalı.

      20 yaşına gelmiş yetişkinlerin çoğunun 32 dişi bulunur. Bazı kişilerde 20 yaş dişleri hiç çıkmayabilir ya da oluşmaz. Dişler düzgün konuşmaya ve yüzü şekillendirmeye yarasalar bile asıl görevleri besinleri çiğnemektir. Kesiciler ve köpek dişleri lokmayı kesip parçalara ayırır, küçük ve büyük azı dişleri ise ezip öğütmektedir.

      Diş minesi vücütdaki en sert madde olsa da besinlerin artıklarının ağızda uzun süre kalması sonucu, ağızda varolan bakterilerin besin artığının içideki şekerleri fermente etmesiyle oluşan asit yüzünden aşınıp çürüyebilmektedir.

      İnsan Dişlerinin Sınıflandırılması

      Ergin bir insanın ağzında genellikle 28 adet diş vardır. Bu rakamı 32’ye tamamlayan 3.büyük azılar yani yirmi yaş dişleridir. Bu 28 diş 4 ayrı diş grubundan oluşur.

      1. Kesici dişler: Alt ve üst olmak üzere 8 tane dir.
      2. Köpek dişleri: Alt ve üst olmak üzere 4 tane dir.
      3. Küçük azı dişleri: Alt ve üst olmak üzere 8 tane dir.
      4. Azı dişleri:Alt ve üst olmak üzere 8 tane dir.

      Süt Dişleri

      5 yaşına kadar olan çocuklarda ise 20 adet süt dişi bulunmaktadır. 6 aylıkken ilk olarak alt ön keser dişlerle başlayan sürme süreci 3 yaşında tamamlanmaktadır. 5 yaşına kadar çocukların tüm süt dişleri ağızda bulunur. 5 yaşından itibaren süt dişlerinin yerini daimi dişlere bıraktığı karma dişlenme süreci başlar ve bu süreç ortalama 13 yaşında tüm daimi dişlerin ağızda yerini bulması ile son bulmaktadır.

      Diş Anatomisi

      Diş, klinik olarak taç , boyun (kole, collum dentes) ve kök (radix dentes)kısımlarından oluşmaktadır. Taç kısım ağızda görünen ve mineyle kaplı bölüme denilir. Kole yani diş boynu dişetiyle sarılı mine-sement birleşimidir. Kök ise periodontal ligament tarafından kemiğe bağlandığı için çene kemiğinin içide kalan kısıma denilir.

      Mine, dentin,sement dişin sert tabakalarını oluştururken pulpa dişin yumuşak olan tek tabakasıdır. Mine dişin en dış tabakası olup dişe şeffaflığını vermektedir. Mine doğada elmastan sonraki en sert maddedir ve hidroksi apatitten meydana gelmektedir. Sement ise diş minesi gibi kök yüzeyini örten ince tabakadır. Sement ve minenin altındaki tabaka dentin tabakasıdır. Dentin; pulpanın diş tabakalarında yoğun olarak yeralan ve diş pulpası (özünün) temel hücreleri kabul edilen (odontoblast)’ların uzantılarının yoğunlukta olduğu yarı sert bir tabakadır. Dişe sarı-koyu rengini vermektedir. Diş yaşlandıkça, dentin miktarı artar mine miktarı azalır bu da dişlerin yaşlandıkça daha sarı görünmesine neden olmaktadır.

      Dişin iç kısmındaki boşlukta ise pulpa (diş özü) adı verilen damar ve sinirden zengin özelleşmiş bir bağ dokusu bulunur. Pulpa; dişin özüdür ve dişin basınçları, termal etkileri algılamasını, kanlanmasını sağlayan kısmıdır. Pulpa temelde bir bağ dokusudur, içinde yaşla ters orantılı olarak azalan Odontoblast, Fibroblast, kılcal damarlar, sinirler ve yaşla doğru orantılı olarak artan bağ dokusu barındırmaktadır. Dişlerin ağrıya hassas olmasının en önemli nedeni pulpadaki sinirlerin vucuttaki en hızlı sinirler olmasıdır. Kapalı çürükler olarak tabir edilen diş çürüklerinde pulpada ödem oluşur, pulpa çevresinde ödemin akacağı ya da şişlik oluşturacağı kadar alan olmadığı için sinirler basınçtan aşırı etkilenir ve en kötü ağrı olarak tabir edilen diş ağrısı oluşurur. Diş ağrısının geceleri daha fazla hissedilmesinin sebebi vücudun biyolojik saati nedeniyle geceleyin dokulara kan akışının fazla olması ve bu nedenle de pulpadaki hiperemi ve ödemin artmasıdır.

      Pulpadaki odontoblastlar dentin yapmakla görevlidir. Diş yaşlandıkça dentin miktarının artmasının nedeni odontoblastların hayat boyu süren dentin üretimidir.

      Diş, çene kemiklerinin “alveol” kısımlarına “periodontal ligament” ile tutunur. Periodontal ligament, diş kökünü saran sementin alveol kemiğe tutunmasını sağlayan farklı yönde ve uzunlukta bir çok ligamentin ortak ismi dir.

      Periodontal ligament ve alveol kemik kaybı periodontitis olarak isimlen dirilir. Bu dişin mobilitesine (sallanmasına, dental mobilite) neden olan genelde ağrısız bir hastalıktır. Dişeti (gingiva) çevresinde biriken gıda artıkları diş çevresindeki diş etinde önce gingivitis denen daha hafif bir enfeksiyona sebep olur. Diş çevresi temizlenmedikçe olay ilerler ve dişetinin altında bulunan periodontal ligament ve hatta alveol kemiğe kadar ulaşır ve periodontitis oluşur. Periodontitis, genelde ağrısız olduğu için hasta tarafından önemsenmez ve bu nedenle çürüklerden daha tehlikeli bir diş kaybı sebebi dir.

      Periodontiumun temel olarak, ağızda yeralan mikroorganizmalara karşı bir bariyer oluşturur ve çiğneme (mastikasyon) esnasında dişe gelen basınçlara süspansiyon sağlayarak amortisör görevi görmektedir. Periodontium, alveolar kemik, dişeti, sement ve periodontal ligamentten meydana gelir.

      Dişler normalde çene kemiğine çakılı (ankiloz) vaziyette değildir. Nadiren ankiloze dişler ile karşılaşılabilmektedir. Çene kemiği ile diş arasında bulunan aralığın yani periodontal aralık adı verilen boşluğun calsifiye olması (kalsifiye ya da kireçlenme) sebebiyle diş alveolüne ankiloze olmaktadır.

      Günümüzde dahi dişlerin nasıl ya da neden sürdükleri tam olarak açıklanamıyor. İnsan vücudunda sadece dişler yumuşak dokuyu yararak çıkan sert organlardır. Bunun haricinde tüm kalsifiye organlarımız yani kemiklerimiz yumuşak dokularla sarılmıştır. Diş minesi, elmastan sonra en sert madde dir. İçinde GBLL adlı bir madde bulunmaktadır. Bu madde hem dişe hem de mine ye sertliğini vermektedir. Bilimsel araştırmalara göre GBLL maddesinin dişe beyaz rengini verdiği açıklanmıştır .Ancak bu maddeyi yenilemek için günde en az 2 kere ve yaklaşık 3 dakika fırçalanması gerekir. Aksi takdirde GBLL kendi yenilyemez ve plaklanmaya başlar buna da diş plağı diyoruz.

      Diş oluşumu (dentogenesis)

      Dişler Os maxillae (Üst çene kemiği) ve Os mandibulae (alt çene kemiği) nın pars alveolaris (alveolar kısmında), diş torbası (pericoronium) adı verilen torbacık bezeri yapılar içinde gelişmektedirler. Ameloblastlar mine (enamel), odontoblastlar dentin, fibroblastlar ise ilgili bağ dokuyu meydana getirirler. Ameloblastlar, mine oluşumu tamamlandıktan sonra kaybolurlar ancak odontoblastlar ve fibroblastlar diş ömrü boyunca çalışmaya devam ederler.

      Diş oluşum evreleri

      1. tomurcuk safhası
      2. takke safhası
      3. çan safhası

      Taç kısmı oluştuğunda ameloblastlar kaybolurken odontoblastlar dentin sentezine devam ederek kökü meydana getirirler. Bu arada diş, kökü oluştukça sürme düzlemine doğru hareket eder. Bu hareketin fizyolojisi hala tam açıklanamamıştır. Kök oluşumu diş ağıza sürdükten sonra da yaklaşık 2 yıl devam eder ve sonunda diş kökünün ucu (apex dentis) damar ve sinir giriş çıkışına izin veren bir por bırakacak şekilde kapanmaktadır.

      Yirmi yaş dişleri

      Alt sağ, alt sol ve üst sağ, üst sol olmak üzere toplam 4 adet yirmi yaş dişi bulunmaktadır. Yirmi yaş dişerinin ağızlarda yer bulamamasının temel nedeni insan neslinin daha yumuşak gıdalarla beslenmesi sonucu çenelerinin küçülmesidir.

      Bazı ağızlarda konjenital (doğumsal/genetik) olarak yirmi yaş dişleri hiç bulunmaktadır.

      Bazı ağızlarda yirmi yaş dişleri oluşur ancak yer darlığı ve başka sebelerle sürmez ve çene kemiklerinde gömülü kalırlar.

      Bazı ağızlarda yirmi yaş dişleri oluşur ve yarı yarıya sürerler. Sürme tam olmaz. Buna yarı gömülü yirmi yaş dişi denilmektedir. Yarı gömülülük iki tipte olabilmektedir. Birincisinde dişin taç (kron) kısmının üzerinde operkulum (operculum,pericoronium) adı verilen mukoza parçası olabilir. İkinci tipteyse dişin taç kısmının bir bölümü kemik dokuyla örtülüdür. Her iki şekilde de yarı gömülü yirmi yaş dişlerinin etrafında gıda artıklarının birikeceği enfeksiyona (iltihap) elverişli bir alan oluşur.

      Bazı ağızlarda yimi yaş dişleri diğer azı dişlerinden farksız olarak gayet normal biçimde sürerler. Bazı ağızlarda yirmi yaş dişleri, sürerken önündeki dişleri iteleyerek yer darlığına neden olur. Bunun sonucu olarak da genelde alt keser dişlerde eğrilik oluşur. Yine bu “iteleme” esnasında, birbiriyle normal temasını kaybeden bazı dişler de çürüyebilir.

      dis

      Devamı »

    • Tiroit Bezinin Görevi ve Tiroit Bezi Hakkında Resimli Bilgiler

      Tiroit bezi, tiroit veya kalkan bezi, yutağın altında, boynun ön ve yanlarını saran çok damarlı iç salgı bezi dir.

      Tiroit Bezinin Yapısı

      Soluk borusunun yanlarında bulunan iki lobunu, soluk borusu önünden geçen bir bölüm birleştirmektedir. İçinde koloid bir madde bulunan keseciklerden meydana gelir. Her iki lobun içinde paratiroid bezi bulunmaktadır. Normal ağırlığı insanda 20-40 gr’ arasında dır. Tiroid bezi, iyot ve tirozinden tiroksin (T4) ve triiyodotironin (T3) yaparak, kana tiroid hormonunu salgılamaktadır. Tiroid bezi, öteki iç salgı bezleriyle ilişkili olarak etkinlik göstermektedir. Çalışması özellikle hipofizin salgıladığı uyarıcı tireotrop hormonunun (TSH)etkisine bağlı.

      Tiroit Bezinin Görevi

      Tiroit bezinin görevi, metabolizmayı (yaşamak için gerekli kimyasal ve fiziksel olayları) düzenlemek. Kemiklerin gelişmesini, büyümeyi, cinsel organların gelişmesini, deri ve kıl oluşumunu büyük ölçüde etkilemektedir.

      Tiroit Bezinin Cerrahi (Ameliyat) Tedavisi:

      Hipertiroidisi olan hastalardan guatrı büyük olanlarda tavsiye edilmektedir. Tiroit bezinin bir kısmı ya da tamamına yakını ameliyatla alınmaktadır. Ameliyat öncesi ilaç tedavisiyle hormonların normal düzeye gelmesi sağlanmalı. Ameliyat ayrıca sıcak nodülü olan, ancak nodül çapı büyük olan hastalarda tercih edilen bir tedavi seçeneğidir.

      Devamı »

    • Mide rahatsızlıkları ve mide ile ilgili resimli bilgiler

      Mide, yiyeceklerin geçici olarak depolandığı organımız dır. Mide rahatlıkla 1.5 litre sıvıyı içersinde tutabildiği gibi, maksimum 4 litre sıvı tutabilme kapasitesi bulunur.

      Mide 3 ana bölümden meydana gelir:

      a) Fundus,
      b) Korpus (gövde) ve
      c) Antrum (midenin son bölümü)

      Mide, içine giren yiyeceklerin kimyasal ve fiziksel olarak parçalandığı organ dır. Mide içini örten ve Mukoza denilen örtü dokudan sindirim sıvıları salgılanmaktadır. Mide içinde yiyecek varsa, her 20 saniyede bir dalgalar oluşturarak sıvı ile katıyı birbirine karıştırmaktadır (Kimus). Sonuçta krem kıvamında yarı sıvı bir materyel oluşur. Oluşan karışım ince bağırsaklar tarafından emilecek seviyeye geldiyse, azar azar miktarlarda, pilor kanalını geçerek 12 parmak bağırsağına (Duodenum) geçmektedir. Sıvıların mideyi terk etmesi katılardan daha hızlıdır ve mideyi boşaltması yaklaşık 20 dakikayı almaktadır. Katı ve sıvı karışımı materyelin mideyi terk etmesi ise yaklaşık 1.5 saati bulur.

      Mide salgı yapan bir organımız dır. İç duvarlarında yeralan hücre ve bezler birçok önemli salgılar üretmektedir. Bunlar sindirim enzimleri, hormonlar, hidroklorik asit, intrensek faktör (B12 vitamininin ince bağırsak son kısmından emilmesi için bu faktörün varlığı şarttır). Mide kendi çıkardığı asitten kendini korumak için yapışkan, alkalen bazik bir mukus da üretmektedir.

      Mide hastalıkları

      a) Gastrit : Alkol, tütün, kimyasal maddeler, ve bunun gibi tahriş edici ürünlerden, bakteri ve virüs kökenli enfeksiyonlardan, alerjilerden kaynaklanabilen gastritin ve ya mide iltihabı, ivegen biçiminin başlıca belirtileri arasında yemeklerden sonra midede rahatsızlık duygusu, bulantı, kusma, ekşime, iştah yitimi, mide ağrıları sayılabilmektedir. Gastrit Genellikle ortaya çıkmasına yolaçan maddenin belirlenip, alımına son verilmesiyle kendiliğinden geçmektedir.
      b) Ülser : Ülser, ya da peptik ülser, herangi bir hayvan epitel dokusu’ da belirebilen bir tür yara ya da İntihapa denilir.
      c) Reflü : Mide asitinin mideden yemek borusuna kaçmasına denilmektedir. Hastalığın asıl adı Gastro Özofageal Reflü’dür. Genelde yemek borusundaki bir fıtık ya da kapakçığın zayıflığı reflüye sebep olur. Stres,gazlı içecekler, çay ve kahve türü içecekler reflüyü arttırmaktadır. Reflü hastalarında sürekli ağızdan gaz çıkarma, yemek borusunda yanma hissi, gögüste yanma veya agrı hissi görülmektedir. Kalp şikayetleriyle karışabilmektedir. Bu mide rahatsızlığının kesin tedavisi henuz bulunmamakta, yardımcı tedaviler uygulanır.
      d) Mide kanaması :
      Mide kanamasının belirtileri :Yeni kırmızı ya da kahve renginde kanlı kusma olabilir. Dışkı, kanlı ve kahve telvesi görünümünde, parlak, yapışkan, siyah ve kötü kokulu, makattan kan gelebilir. Ani ve fazla kanamalarda halsizlik ve başdönmesi de görülebilir. Bazı durumlarda gizli kanama olur ve herhangi bir belirti vermeyebilir. Kesin tanı genellikle endoskopi ile anlaşılabilir.

      Mide kanamasının nedenleri : Mide Kanamasının en önemli sebebi tedavi edilmeyen Mide ülseridir. Alkol, aspirin ve eklem iltihabı için kullanılan diğer ilaçlar midede ülser ve iltihaplanmaya yol açarak mide kanamalarına neden olabilir. Ayırca, mide kanseri, mideye giren sert bir cismin yaptığı tahribat veya ameliyat sonrası stres nedeniyle mide asidinin artması sonucu da mide kanaması görülebilmektedir.

      Mide kanamasının tedavileri : Mide kanamasının tedavisi hastanede yapılmalıdır, bu sebele hasta vakit kaybedilmeden bir sağlık kuruluşuna götürülmelidir. Tedavi için öncelikle kanamanın yeri ve nedeni tespit edilmelidir. Kanayan yer tespit edildikten sonra kanamayı durdurmak için ilaç ve ısı tedavisi gibi bazı yöntemlerle kanama kontrol altına alınmaktadır. Kanama durdurulduktan sonra çeşitli ilaçlar yardımı ile kanamanın tekrar etmesi önlenmeye çalışılmaktadır.

      Mide Kanamasına neden olan ülser, kanser veya değişik ilaçlar gibi unsurlar belirlendikten sonra, bu unsurların tedavisine başlanmaktadır.

      Devamı »

    • Lenf Sistemi ve Dolaşımı Hakkında Bilgi

      Lenf veya Akkan, akyuvar içeren, kan plazmasına benzeyen renksiz sıvıya verilen isim dir. Başka bir tanımla lenf damarları içerisinde dolaşan, kan plazması ve lenf proteinlerinden oluşan dolaşım sıvısına denilir.

      Lenf sistemi

      Lenfatik sistem ya da lenf sistemi lenf sıvısı, lenf damarları ve lenf düğümlerinden oluşan bir organ sistemi. İkinci bir dolaşım sistemi olarak tanımlanabilecek olan lenf sistemi yine de yapısı itibariyle dolaşım sisteminden çok değişiktir. Dolaşım sisteminden bağımsız olarak çalışan lenfatik sistem bağışıklık sistemi içeriğini yine dolaşım sistemine boşaltır ve genel olarak bağışıklık sisteminde rol almaktadır. Lenf sistemi kan dolaşımı gibi doku ve hücrelerdeki artık maddeleri toplar , fakat lenf sisteminin bu taşıma işlemi oldukça değişiktir. Kan dolaşımı atar ve toplar damarlardan meydana gelirken, lenf sistemi tek yönlü yol gibi sadece toplama işlemi yapmaktadır. Hücreler arasında kalan artık maddeleri lenf sistemi alarak ana lenf damarına (kanalına) ulaştırır, bu kanalda artık maddeleri toplar damarlara ulaştırmaktadır.

      Lenf dolaşımı

      Vücutta kan dolaşımından ayrı olarak bir de lenf dolaşımı bulunmaktadır. Kan dolaşımında, kalp ile kalpten çıkan atar damarlar ile kalbe kan getiren toplar damarlar bulunmaktadır. Hâlbuki lenf dolaşımında, lenf düğümleri ile sadece lenf toplar damarları bulunmaktadır. Lenf dolaşımı, yağların sindirimi sonucu oluşan yağ asidi ve gliserol ile yağda eriyen vitaminleri bağırsaktan alarak doğrudan kalbe iletmektedir. Ayrıca, lenf dolaşımı, kan toplar damarının toplayamadığı fazla doku sıvısını alarak kalbe iletmektedir. Kan plazmasından elde edilen ve bileşimi kan plazmasına çok benzeyen renksiz bir sıvı dır. İçinde yer alan akyuvarların bir kısmı da lenf düğümlerinde yapılmaktadır.

      Lenf dolaşımının diğer bir tanımı

      Dolaşım sisteminde kan dolaşımına yardımcı olan ve lenf dolaşımı adı verilen başka bir dolaşım sistemi daha bulunmaktadır. Bu sistem lenf, lenf damarları ve lenf düğümlerinden oluşmaktadır. Lenf, lenf damarları içinde akıcı bir sıvıdır. Lenf damarları kandan hücreler arasına sızan madeleri toplayarak yeniden kana kazandırmaktadır. Lenf düğümleri ise vücudumuzu hastalıklara karşı korumaktadır.

      Yetişkin lenf sistemi

      Devamı »

    Posts Tagged ‘Organlarımız’
TOP
Powered by WordPress | Theme by mg12 | Valid XHTML 1.1 and CSS 3

Website Statistics Gizlilik