-
Dolmabahçe Sarayı Resimleri
->
Dolmabahçe Sarayı, Karaköy’den Sarıyer’e uzanan sahil yolunun Kabataş ile Beşiktaş arasında bulunan bölümünde, Marmara Denizi’nden Boğaziçi’ne deniz yoluyla girişte sol sahilde şeridinde, Üsküdar’ın karşısında bulunan saray dır.

-
Tarihi İstanbul Surları
İstanbul Surları, eski İstanbul’un çevreleyen, Bizans zamanında yapılmış tarihi şehir duvarlarıdır. İstanbul’un etrafını çeviren surlar tarihte 7. yy.dan başlayarak inşa edilmiş, yıkılmalar ve yeniden yapmalarla dört defa elden geçirilmiştir. Son yapımı MS 408′den sonradır. II. Theodosius (408-450) zamanında İstanbul surları Sarayburnu’ndan Haliç kıyısı boyunca Ayvansaray’a bu taraftan, ve Marmara kıyısı boyunca Yedikule’ye, Yedikule’den Topkapı’ya, Topkapı’dan Ayvansaray’a uzanmaktaydı.
Yapımına İmparator II. Theodosius Praefaectus Anthemios tarafından 413 yılına doğru başlanılmıltır. İstanbul surlarını geçebilen tek kuvvet II. Mehmed önderliğindeki ordudur. Atilla’nın idaresindeki Hunların şehri tehdit ettiği bir sırada Praefactus Konstantinus Kyros suraların önüne ikinci bir duvar daha yaptırdı.
-
Ayasofya Resimleri
Ayasofya Bizans İmparatoru I. Jüstinyen tarafından M.S. 532 – 537 yılları arasında İstanbul’un eski şehir merkezine katedral olarak imar ettirilen ve günümüzde müze olarak kullanılan veren tarihi yapıt dır.
1501 yıllık tarihi olan Ayasofya, sanat tarihi ve mimarlık dünyasının baş yapıtları arasında yeralmaktadır. Başlangıçta bir kilise olarak inşa edilen ve Osmanlı döneminde camiye çevrilen Ayasofya, günümüzde bir müze olarak hizmet veriyor ve bu sebeple Ayasofya Müzesi olarak anılıyor.
İsmi Yunanca “Kutsal Bilgelik” anlamına gelmektedir. Ayasofya 532-537 yılları arasında, 5 yılda imarı tamamlanmıştır. Dünya’nın en eski ve en çabuk inşa edilen katedralidir. Günümüzde, dünyanın yüzölçümü bakımından dördüncü büyük katedrali olarak kabul edilmektedir.
Ayasofya Tarihi
Bizans tarihçileri ilk Ayasofya’nın İmparator I. Constantinus (324-337) zamanında yapıldığını iddaa etmektedirler. Birinci Ayasofya’nın inşasına Konstantinos zamanında başlanmışsa da inşaatin 360 yılında tamamlandığı sanılır. Bazilika planlı, ahşap çatılı bu yapı, bir ayaklanma sonunda yanmıştır. Bu yapıdan hiçbir kalıntı günümüze ulaşamamıştır.
İmparator II. Theodosius, Ayasofya’yı ikinci kez yaptırmış ve 415′te ibadete açmıştır. Yine bazilika planlı bu yapı 532′de Nika ihtilali sırasında yakılmıştır. 1936 yılında yapılan kazılarda bununla ilgili bazı kalıntılar ortaya çıkarılmıştır. Bunlar mabede girişi gösteren basamaklar, sütunlar, başlıklar, çeşitli mimari parçalardır.
İmparator Justinianus (527-565) ilk iki Ayasofya’dan daha büyük bir kilise yaptırmak istemiş, çağın ünlü mimarlarından Miletos’lu İsidoros ve Tralles’li (Aydın) Anthemios’a günümüze ulaşan Ayasofya’yı yaptırdı. Yapımına 23 Aralık 532′de başlanmış, 27 Aralık 537′de tamamlanmıştır. Miletli Isidore ve Trallesli Anthemius tarafından tasarlanan binanın Aralık 557 depreminden sonra zayıflayan kubbesi Mayıs 558′de çökünce farklılaştırılarak yeniden imar edilmiştir. Anadolu, Mısır ve Yunan antik şehir kalıntılarından sütunlar, başlıklar, mermerler ve renkli taşlar Ayasofya’da kullanılmak üzere İstanbul’a getirilmiştir. Bu üçüncü Ayasofya’nın inşası tamamlandığı gün, Ayasofya o zamana kadar en büyük yapı olarak kabul edilen Süleyman Tapınağı’ndan daha büyük olduğundan İmparator Justinianus (Jüstinyen) halka yaptığı açılış konuşmasında Süleymana “Ey Süleyman! Seni yendim” demiştir. Döneminin en geniş kubbesine sahip olan yapı, asırlar boyunca sık sık yenilenmiştir. Ayasofya’nın Bizans döneminde birçok kez çöken kubbesi Mimar Sinan’ın istinat duvarlarını eklemesinden itibaren hiç yıkılmamıştır. Bu kubbe, katedral kubbeleri içinde çapı bakımından dördüncü büyük kubbedir .
Osmanlı döneminde Ayasofya
Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’a girişinin ardından ilk iş olarak Ayasofya’nın onarılmış olması dikkat çekmektedir. Bazı rivayetlere göre cami tam kıble yönünde olmadığı için Fatih’in eli ile duvarı kıbleye doğru iterek düzelttiği anlatılmaktadır. Rivayetin kökeni aslında diğer en eski kiliselerde olduğu gibi absidi Kudüs’e yönelik olarak yapılmış olması gereken Ayasofya’nın absidinin hafifçe kıbleye yönelik olmasıdır. Ayasofya’daki papaz odalarını medrese olarak faaliyete başlatmış, İstanbul Üniversitesi’nin temeli sayılan bu medreseler 1934 yılında Müzeler Müdürlüğü tarafından her nedense yıktırılmıştır.
Fatih Sultan Mehmet tarafından döneminde camiye çevirilmiş olan Ayasofya, Osmanlılar arasında 500 yıl içinde İstanbul’un en önemli camilerinden birisi olmuştur. Yapıya çeşitli padişahlarca dört minare eklenmiştir. En eski minaresi tuğladan imar edilmiş olanıdır.
Ayasofya İstanbul’un fethi ile birlikte başlayan Türk döneminde çeşitli onarımlardan geçmiştir. Mihrap çevresi, Türk çini sanatı ve Türk yazı sanatının en güzel örneklerini içermektedir. Bunlardan kubbedeki ünlü Türk Hattatı Kazasker Mustafa İzzet Efendi’nin Kuran’dan alınma bir suresi ile 7.50 m. çapındaki yuvarlak levhalar en dikkat çekici olanıdır. Bu tahta levhalarda, Allah, Muhammed, Ömer, Osman, Ali, Ebu Bekir, Hasan ve Hüseyin’in isimleri yazılıdır. Mihrabın yan duvarlarında ise Osmanlı padişahlarının yazıp buraya hediye ettiği levhalar bulunmaktadır.
Sultan II. Selim, Sultan III. Mehmet, Sultan III. Murat ve şehzadelerin türbeleri, Sultan I. Mahmut’un şadırvanı, sıbyan mektebi, imareti, kütüphanesi, Sultan Abdülmecit’in hünkar mahfeli, muvakkithanesi, Ayasofya’daki Türk çağı örnekleri olup türbeler, iç donanımı, çinileri ve mimarisiyle klasik Osmanlı türbe geleneğinin en güzel örneklerini oluşturur.
Ayasofya 1935 yılında Mustafa Kemal Atatürk’ün emri ile müze haline getirilmişdir.
Ayasofya’ nın Mimari Özellikleri
Bizans dönemi mimarisinin ve sanatının en görkemli örneklerine sahip olan yapı, Mimar Sinan’ın yaptığı Süleymaniye ve Selimiye Camii’nin esin kaynağı olmuştur. 916 yıl kilise olarak kullanıldıktan sonra 1453 yılında Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethi ile birlikte camiye dönüştürüldü ve cumhuriyetin ilanından sonra 1935 yılında Atatürk’ün emriyle müze’ çevrilmiştir.
Mozaikleriyle ünlü yapıyı 55.60 m. yüksekliğinde ve içten 30.80.-31.88 m. çapında 40 kaburgalı bir kubbe örtüyor. Binanın ağırlığını 40′ı aşağıda, 67’si üst katta 107 sütun taşımaktadır. Mimari yönden incelendiğinde büyük bir orta mekân, iki yan mekân (nef), absis, iç ve dış nartekslerden oluşmaktadır. İç mekân, 100 x 70 m. ölçüsünde olup, üzeri dört büyük ayağın taşıdığı 55 m. yüksekliğinde, 30.31 m. çapında kubbe ile örtülmüştür.
Ayasofya’ nın Mozaikleri
Ayasofya’nın mimarisinin yanı sıra mozaikleri de büyük önem taşır. En eski mozaikler iç narteks ve yan neflerde altın yaldızlı geometrik ve bitkisel motifli olan mozaiklerdir. Figürlü mozaikler 9.-12. yüzyıllarda yapılmıştır. Bunlar İmparator kapısı üzerinde, absiste, çıkış kapısı üzerinde ve üst kat galeride görülür. Üst galerideki, Meryem Ana’nın ve Vaftizci Yahya’nın da temsil edildiği büyük mozaikte İsa Peygamber’in yüzünün sağ ve sol yarıları birbirinden farklı olarak temsil ediliyor. Bu özellik Leonardo da Vinci’nin ünlü eserinde de görülmekle birlikte, Ayasofya’daki bu mozaik 12.yy.’da yapılmış olduğundan Vinci’nin eserinden daha da eskidir. Ayasofya’da, mevlut okuma balkonunun yanında, zeminde bulunan, çeşitli renklerde dairesel taşlar içeren, Yerin göbeği anlamındaki Omphalion (omphalos) adını taşıyan, kare biçimli alan, Bizanslılar’ca Dünya’nın merkezi olarak kabul edilmiş olduğundan Bizans imparatorlarının taç giyme törenlerine burada yapılıyordu.
Etiketler: Ayasofya Camii, Ayasofya Hakkında Bilgiler, Ayasofya İç Görünümü, Ayasofya Müzesi, Ayasofya Resimleri, Ayasofya' nın Mimari Özellikleri, Ayasofyanın Tarihi, İstanbul Resimleri, Osmanlı döneminde Ayasofya, resim, resimler, resimleri, tarihi yapılar, Turistik Bögeler, Turistik Bölgeler Ve Mekanlar, Turistik Mekanlar -
Yerebatan Sarnıcı Resimleri
Yerebatan Sarnıcı İstanbulda bulunan en büyük kapalı sarnıçtır. Ayasofya meydanı batısındaki küçük binadan girilmektedir. Sütun ormanı görünümündeki mekanın tavanı tuğla örülü, çapraz tonozludur. Zamanında civardaki bir bazilikadan dolayı bu isimi almışdır.
Civardaki saraylara su sağlamak için I. Justinyen (527-565) devrinde imar edilmişdir. Sarnıç, 143 metre uzunluk ve 65 metre genişliğiyle toplam 9.800 metrekarelik bir alanı kaplamaktadır. 28 x 12 sıralı sütunların toplamı 336 adet olup, sütun başlıkları genellikle İyon ve Korent üslupları taşır. Ancak az sayıda işlenmeden bırakılmış Dor stili başlıklara da rastlanır. Sarnıç, 4 metre kalınlıkta, pişmiş tuğladan yapılan duvarla çevrelenmiş ve su yalıtımı amacıyla özel bir harçla sıvanmıştır.
Eskiden su seviyesi mevsimlere göre değişen sarnıcın, doğu duvarındaki değişik seviyelerdeki borular
vasıtasıyla dışarıya su verilmiştir. Su seviyelerinin bıraktığı izler, sutunlarda görülebilir. Sarnıcın su gereksinimi, şehrin 19 km kuzeyindeki Belgrad Ormanları’ndan imparator Justinyen tarafından yaptırılan su kemerleriyle karşılanmıştır.
1984′de büyük tamirat sırasında zemin temizliği yapılmış
, 1 metreden fazla çamur temizlendiğinde orijinal tuğla taban ve 2 sütun altında Medusa kafası mermer bloklar medana çıkarılmıştır. İnşa edilen yol sayesinde de sarnıç içini dolaşmak mümkün dür. Sarnıçta konserler ve çeşitli kültürel etkinlikler düzenlenir.
Medusa başlı sütunlar
Sarnıcın kuzeybatı köşesindeki iki sütunun
altında kaide olarak kullanılan iki Medusa başı Roma cağı heykeltraşlık sanatının örneği dir. 4. yüzyıla ait bu başların hangi yapıdan alınarak buraya getirildiği konusunda kesin bir bilgi olmamakla birlikte genç Roma Çağı’na ait antik bir yapıdan sökülerek buraya getirldiği ve sarnıcın inşasında salt sütun kaidesi olarak
ihtitaç olduğu için kullanıldığı görüşü araştırmacılar arasında genel kabul edilmektedir. Bir rivayete görede Medusa’nın kafasının ters konulmasının nedeni ona bakanların taş haline gelmesidir.
Etiketler: İstanbul Resimleri, resim, resimler, resimleri, tarihi resimler, Tarihi Yerler, Turistik Bögeler, Turistik Bölgeler Ve Mekanlar, Turistik Mekanlar, Turistik Resimler, Turistik Yerler, Yerebatan Sarayı, Yerebatan Sarnıcı, Yerebatan Sarnıcı Hakkında Bilgiler, Yerebatan Sarnıcı Resimleri, Yerebatan Sarnıcı' nın Tarihi -
Kız Kulesi Resimleri
Kız Kulesi, hakkında çeşitli rivayetler anlatılan, efsanelere konu olan, İstanbul Boğazı’nın Marmara Denizi’ne yakın kısmında, Salacak açıklarında yeralan küçük adacık üzerinde inşa edilmiş tarihi yapıdır.
Üsküdar’ın sembolü haline gelen kız kulesi, Üsküdar’da Bizans döneminden kalan tek eserdir. M.Ö. 2475 yıllarına kadar uzanan tarihi bir geçmişe sahip olan kule, Karadeniz’in Marmara ile kucaklaştığı yerde minicik bir ada üzerinde inşa edilmişdir. Bazı Avrupalı tarihçiler buraya Leander Kulesi demektedirler. Kule hakkında pek çok rivayetler bulunur. Evliya Çelebi kuleyi şöyle tarif eder: “Deniz içinde karadan bir ok atımı uzak, dört köşe, sanatkarane yapılmış bir yüksek kuledir. Yüksekliği tam seksen arşundur. Sathı mesehası ikiyüz adımdır. İki tarafına bakan yerde kapısı vardır.” der.
Bugün gördüğümüz kulenin temelleri ve alt katın mühim kısımları Fatih dönemi mimarisidir. Kulenin etrafındaki sahanlık geniş taşlarla kaplıdır. Üstündeki madalyon halindeki bir mermer levhada, kuleye şimdiki şeklini veren Sultan II. Mahmut’un, Hattat Rasim’in kaleminden çıkmış 1832 tarihli bir tuğrası bulunmaktadır. Kulenin Eminönü tarafı daha genişçe olup burada bir de sarnıç bulunmaktadır.
İlk olarak Yunan döneminde bir mezara ev sahipliği yapan bu ada Bizans döneminde inşa edilen ek bina ile gümrük istasyonu olarak kullanıldı. Osmanlı döneminde ise gösteri platformundan, savunma kalesine, sürgün istasyonundan, karantina odasına kadar bir çok işlev yüklendi. Asli görevi olan ve yüzyıllardan beri varlığı ile insanlara, geceleri ise geçen gemilere göz kırpan feneri ile yol gösterme işlevini hiç kaybetmedi.Geçmişten geleceğe en çok da düşlere yol gösterir Kız Kulesi.
Kız Kulesi 2000 yılında restore edilerek, artık çatal-bıçak seslerinin duyulduğu bir mekân haline dönüştürüldü. Kız kulesine ulaşım Salacak ve Ortaköy’den sandallarla yapılır.
Çok eski tarihi geçmişi olan Kız Kulesi, bir zamanlar, Boğazdan geçen gemilerden vergi alınmak maksadı ile kullanıldı. Kule ile Avrupa Yakası boyunca büyük bir zincir çekilmiş ve gemilerin Anadolu Yakası ile Kız Kulesi arasından geçişine o zamanlar gemi boyutları küçük olduğu için geçebilmekteydi tabi izin verilmiştir. Bir süre sonra Kule, zinciri taşıyamamış ve Avrupa Yakasına doğru yıkıldı. Kuleden suyun içinde bakıldığında yıkıntıları görülür.
Antik Çağ’da Arkla(küçük kale) ve Damialis(dana yavrusu) adları ile anılan kule, bir ara da “Tour de Leandros”(Leandros’un kulesi) ismi ile ün yapmıştır. Şimdi ise Kız Kulesi ismi ile bütünleşmiş ve bu ismi ile anılır.

-
Sultan Ahmet Camii Resimleri
Sultan Ahmet Camii, 1609-1616 yılları arasında sultan I. Ahmet tarafından İstanbul’daki tarihi yarımadada, Mimar Sedefkâr Mehmet Ağa tarafından imar edilmişdir. Cami Mavi, yeşil ve beyaz renkli İznik çinileriyle bezendiği için ve yarım kubbeleri ve büyük kubbesinin içi de gene mavi ağırlıklı kalem işleri ile süslendiği için Avrupalılarca “Mavi Cami (Blue Mosque)” olarak adlandırılmaktadır. Ayasofya’nın 1934 yılında camiden müzeye dönüştürülmesiyle, İstanbul’un ana camisi konumunu almışdır. Aslında Sultan Ahmet Camisi külliyesiyle birlikte, İstanbul’daki en büyük yapı komplekslerinden dir. Bu külliye bir cami, medreseler, hünkar kasrı, arasta, dükkânlar, hamam, çeşme, sebiller, türbe, darüşşifa, sıbyan mektebi, imarethane ve kiralık odalardan oluşuyor Bu yapıların bir kısmı günümüze kadar ulaşamamıştır.
Yapının mimari ve sanatsal açıdan dikkate şayan en önemli yanı, 20.000′i aşkın İznik çinisiyle bezenmiş olamasıdır. Bu çinilerin süslemelerinde sarı ve mavi tonlardaki geleneksel bitki motifleri kullanılmış, yapıyı sadece bir ibadethane olmaktan öteye taşımaktadır. Caminin ibadethane bölümü 64 x 72 metre boyutlarındadır. 43 metre yüksekliğindeki merkezi kubbesinin çapı 23,5 metredir. Caminin içi 260 pencereyle aydınlatılmaktadır. Yazıları Diyarbakırlı Seyyid Kasım Gubarî tarafından yazılmıştır. Çevresindeki yapılarla birlikte bir külliye oluşturur ve Sultanahmet Camii, Türkiye’nin altı minareli ilk camisidir.
Sultan Ahmet Camii nin 6 Minaresi’nin Hikayesi
Efsaneye göre dönemin padişahı I. Ahmet, başta minareleri altından yaptırmak istedi. Ancak kaplamada kullanılacak olan altının değeri padişahın bütçesini fazlasıyla aşınca, caminin mimarı Sedefkar Mehmet Ağa bu emri güya yanlış işiterek, “altın” sözcüğünden “altı” yaparak, camiyi 6 minareli inşa etdi.
Ancak efsaneler bir kenara, İstanbul’da meydana gelen her büyük olay, her büyük eser, Islam dünyasini yakindan ilgilendiriyor ve baslica konu edilmektetdi. Sultan Ahmet Camisi’nin yapilmasi da hayranliklar, genis yankilar uyandırdı. Fakat İmparatorluğun bazi eyaletlerinden de itirazlar gelDİ. Itiraz edenler, camiye altı minare yapilmasi kabe’ye saygisizlik olur demekteydiler. Çünkü o zamanlar alti minaresi olan tek mebed Mekke’de bulunuyordu. Padisah bu meseleyi bütün İslam alemini memnun edecek bir şekilde halletti ve Mekke’ye yedinci minareyi inşa ettirdi.
Minarlerle alakalı diğer bir husus, şerefelerdir. Sultanahmet minarelerinin dördü üçer, ikisi de ikişer şerefelidir ve toplam 16 şerefe yapmaktadır ki bu da aynı zamanda Sultan Ahmet’in 16. padişah olduğuna işaret etmektedir.
Caminin içeriye açılan 3 kapısından herhangi birinden girildiğinde dış görünüşü tamamlayan boyama, çini ve vitray camlarının zengin ve renkli süslemeleri ile karşılaşılmaktadır. İç mekan büyük bir bütündür; ana ve yan kubbeler geniş sivri kemerlerin dayandığı 4 iri sütun üzerinde yükselmektedir. Caminin içini 3 taraftan çevreleyen balkonların duvarları, yine iznik çinileri ile süslenmişdir. Bunların yukarısı ve bütün kubbe içleri ise boya işidir. Avlunun batı girişinde ise, demirden ağır bir kordon bulunur. Bu kordon avluya atıyla giren padişahın kafasını çarpmaması için eğmesini gerekiyordu. Bu, padişahın bile camiye girerken kendisine çeki düzen vermesi gerektiğini göstermek amaçlı sembolik bir eylemdir.
Etiketler: camii resimleri, İstanbul, İstanbul Resimleri, Sultan Ahmet Camii, Sultan Ahmet Camii Hakkında Resimli Bilgiler, Sultan Ahmet Camii Hikayesi, sultan Ahmet Camii İç Görünmü, Sultan Ahmet Camii Resimleri, Tarihi Yerler, Turistik Bögeler, Turistik Bölgeler Ve Mekanlar, Turistik Resimler, Turistik Yerler
Resimmax.Net Resime Doyacaksınız
Sürekli güncellenen resim galerisi
Gizlilik